Bugün - 05 Temmuz 2020 Pazar
Düzce 26°°C
Anasayfa
Hakkımızda
Künyemiz
Sponsorlar
Sayfalar
Resmi İlan
Yeni Üye
Gündem Ekonomi Sağlık Yaşam Düzcespor Kültür Spor Siyaset Eğitim Teknoloji Asayiş Diğer »
Yazar Detayları

Coşkun BOLAT

Coşkun BOLAT  - 3 MAYIS 1944 TÜRKÇÜLÜK GÜNÜ OLAYLARI !

3 MAYIS 1944 TÜRKÇÜLÜK GÜNÜ OLAYLARI !
Yazı Tarihi: 03 Mayıs 2020 Pazar

1944 yılında Nihal Atsız, devletin önemli kurum ve kuruluş kadrolarının komünistlerce doldurulduğunun farkındadır. Kadrolaşan komünist gruplarına karşılık şair ve yazar Nihal Atsız bu sıralarda Boğaziçi Lisesi'nde edebiyat öğretmeni olarak çalışıyordu ve Orhun dergisini yayınlamaktaydı. Nihal Atsız, Başbakan Şükrü Saraçoğlu’na 1 Mart 1944 ve 1 Nisan 1944 tarihlerinde Orhun dergisinde iki adet açık mektup yayınladı.

Pek dikkate değer olan ve bir devre, tarihi notunu veren bu iki mektup, hiç unutulmaması gereken iki önemli vesikadır. Bu mektuplarda Nihal Atsız, Şükrü Saraçoğlu’na özet olarak şunları söylüyordu: 

"Memlekette açıktan açığa komünist propagandası yapan dergiler çıkarılmaktadır. Bu dergiler Milli Eğitim Bakanlığı'nın emri ile ve devlet parası ile satın alınarak bütün okullara dağıtılmaktadır. Sonra Ankara Dil Tarih Coğrafya Fakültesinde, Devlet Konservatuarında daha başka birçok önemli mevkilerde memleketimizi komünistleştirmek isteyen, bu uğurda çaba gösteren insanlar vardır." 

Nihal Atsız açık mektubunun bir tarafında da şu ifşaatta bulunuyordu: "Bursa cezaevinde hüküm giymiş bir suçlu olarak bulunan Nazım Hikmet'e Milli Eğitim Bakanlığı tarafından el altından paralar verilmektedir. Bir vatan haini olduğu bilinen Sabahattin Ali, Ankara'da Devlet Konservatuarında öğretmendir. ( daha sonra Bulgaristan’a kaçarken öldürüldü ) Sanat adamı olarak yetiştirilecek gençler bu adamın tesir dairesi içine âdete zorla sokulmuş gibidirler."

 

Korkunç bir ifşaattı bu...Milli Eğitim Bakanı kendi bakanlığının hariminde dönen bu dolapları, çevrilen entrikaları bilmiyor muydu?

Nihal Atsız da işte mektuplardan birini bu mukadder soruyu ortaya atarak bitirmişti:

"Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel ya bunları bilmiyor, görmüyor... O halde akıl kabul etmez derecede büyük bir gaflet içinde bulunmaktadır. Yahut bilerek, görerek bu işleri yapmaktadır ki, bu takdirde kendisi de ihanet halindedir..."

 

"Öyle de olsa böyle de olsa, her iki ihtimal içinde de mütalaa edilse, Hasan Ali Yücel'in bu durumu bir bakan için müsamaha edilecek, affolunacak bir durum değildir."

"Hasan Ali Yücel, ya derhal bu vazifeden alınmalıdır yahut kendisi daha vatansever bir jest göstermeye davet edilmeli, hemen istifa etmesi istenmelidir." (Alparslan Türkeş, 1944 Milliyetçilik Olayı, Kamer Yayınları 1992 ) Türk Milletine yazılan açık mektup Milli Eğitimin başındaki Hasan Ali Yücel’i telaşlandırır. Rahmetli Atsız Hoca böylece, Devletin içine girerek, beynine hükmetmeye çalışan virüsleri ve amaçlarını Türk halkına ifşa eder. Kaygılarını  ”… Üniversitede devlet parasıyla okuyan talebeler yanlış yoldalar. Demek ki koynumuzda yılan besliyoruz. Sinsi zehirli yılanlar, bekledikleri yerlerden yemleri geldiği zaman devleti arkadan vuracaklar. Kızıl sabahı Türkiye’ye getirmek isteyen yabancı ordulara ajanlık yapacaklar…” şeklinde açıkça dile getirir.

 

Bu mektuplarda, devletin kadrolarına Komünistlerin yerleştirildiği ve eğitim kurumlarında komünizm içerikli yazıların okutulduğunu belirtir. Aynı zamanda mektuplarda Hasan Ali Yücel ve yazar Sabahattin Ali, Ahmed Cevat Emre, Sadrettin Celal Antel suçlanmaktadır. Bunun üzerine devrin Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel ile o günlerin Ulus gazetesi başyazarı Falih Rıfkı Atay'ın teşviki ile Sabahattin Ali tarafından Nihal Atsız’ı mahkemeye verilir. Sabahattin Ali’nin fahri avukatlığını Rusya'ya methiyeler düzen Ulus Gazetesinin hukuk müşaviri Falih Rıfkı ATAY yapacaktı. Atsız, mahkemeye verilmişti. Ardından, Hasan Ali Yücel, İsmet İnönü’den aldığı emirle Nihal Atsız’ı Boğaziçi Lisesi'ndeki Edebiyat öğretmenliği görevinden aldı. Bakanlar Kurulu Kararı ile de Orhun dergisi kapatıldı.

 

İlk duruşması Ankara'da 26 Nisan 1944 günü yapılacaktı. Atsız, trenden Ankara garına inmişti. Kalabalık bir üniversite gençliği garda Atsız’ı bekliyordu. Nihal Atsız, çiçeklerle karşılandı, omuzlara alındı. Atsız, sevgi gösterileri arasında bir otele yerleştirildi. Otel, bir süre sonra polis birlikleri tarafından kuşatılmıştı. Ankara'da olan bitenden korkan İsmet İnönü’nün emriyle ordu birlikleri olağan üstü önlemler aldı. Atsız'ın otele yerleşmesinden sonra üniversiteli gençler, " Kahrolsun Komünistle ", "Yaşasın Atsız" sloganları atarak yürüyüşe geçtiler. Sabahattin Ali'nin kitapları Ulus Meydanı'nda yakıldı.

 

26 Nisan 1944'te Ankara'da başlayan ilk mahkemeye üniversite gençliği büyük ilgi gösterir, salon hınca hınç doldurulur. Bu yoğun kalabalık ve tezahürat karşısında Mahkeme heyetinin içeriye pencerelerden girebildiği söylenir. Mahkeme duruşmayı 9 Mayıs tarihine ertelemişti. Sabahattin Ali dışarıdaki tepkilerden ürkerek, saatlerce çıkamadığı mahkeme salonundan ancak akşam karanlığında çıkabilmişti. Atsız ise, yol boyunca kendisine yoğun tezahürat yapan gençlerin arasından geçerek oteline döndü.

 

Oteline dönen ve mahkemenin tutuklamadığı Atsız'ı polisler gözaltına aldı. Aynı saatlerde Atsız'ın İstanbul'daki evi didik didik aranıyordu. Olayların boyutu gittikçe büyüyordu. Türkçü olduğunu iddia eden Hükümet 18 Mayıs 1944 günü yayınladığı bir bildiri ile Atsız ve arkadaşların "Irkçılık ve Turancılıkla ve hükümeti devirmeye Çalışmakla " suçluyordu. İlk anda 14 asteğmen tutuklanmış ve 250 Harbiyeli hakkında soruşturma açılmıştı.

 

9 Mayıs'ta yapılan duruşmada Atsız, 6 aya mahkûm edilmiş, ağır tahrik nedeniyle ceza 4 aya indirilip tecil edilmişti. Atsız buna rağmen serbest bırakılmamıştı. Nihal Atsız Mahkeme Heyetine: 'Sabahattin Ali'den sorulsun, hıyanetini ispat edelim mi? Buna razı mı? ' diye sorar. Sabahattin Ali ise buna cevap verememiştir. Duruşma, 3 Mayıs 1944 gününe ertelenir.

Tarihte 3 Mayıs 1944 Çarşamba günü olaylar, Nihal Atsız'ın, hakkında açılan dava için Ankara'ya geldiği sırada başlamıştır. Bu tarihte gençlik komünizm aleyhine bir gösteri düzenler ve beraberinde Nihal Atsız'a sevgilerini belirtirler.

 

Mahkeme salonuna giremeyen gençler Ulus Meydanı'na doğru yürüyüşe geçmişler, burada milli marşlar söylemiş ve komünizm aleyhinde sloganlar atmışlardır.

Kafile, Ulus Meydanı'ndan sonra Başbakan Şükrü Saraçoğlu ile görüşmek istemişse de bunda başarılı olamamış, milliyetçi gençlerin gösterileri hükümet tarafından şiddetle önlenmiştir.

 

Adliye, 26 Nisan’daki kalabalıktan çok daha büyük bir toplulukla karşılaşır. Binlerce Türkçü, Ulus Meydanı’na doğru yürüyüşe geçer. Türkçü gençler, Şükrü Saraçoğlu ile görüşmek ister, lakin İnönü Hükümeti’nin emri ile kimisi dövülür, kimisi tutuklanır.

Hüseyin Nihal Atsız’a açtığı dava sonucu; Atsız'a 4 ay hapis verilmiştir. Bu dava 3 Mayıs 1944 tarihli duruşmasından hemen sonrasında Ankara Nümayişini anmak amacıyla gruplar akın etmiştir. Sabahattin Ali Protesto edilmiş, kitapları yakılmıştır.

3 Mayıs'ta bir araya gelen ve gösteriler yapan gençler birer birer tespit edilip toplanır ve tutuklanır. Milliyetçi gençler, Alparslan Türkeş'in ifade ediş şekliyle, kıyasıya dövülür. Nihal Atsız da aynı gün duruşmadan çıktıktan sonra polis tarafından gözaltına alınır. Üsteğmen olarak nümayişe katılıp gözaltına alınan Alpaslan Türkeş konuyla ilgili olarak şunları yazmıştır; "3 Mayıs günü heyecanla sokağa fırlayan gençler kıyasıya dövüldüler ."  Turancı gençler, Ankara Ulus Meydanı'na İstiklal Marşı okuyarak yürüyüşe geçerler.

 

 Başbakanla görüşmeleri kabul edilmeyen gençler, güvenlik güçleri tarafında gözaltına alınmıştır. Bu gösterilerde tutuklanan gençlerin sayısı 165 olarak belirtilir. Bu sırada Nihal Atsız, gözaltına alınıp ardından tutuklanır. 1944 Olayı sanıklarından Alparslan Türkeş, İsmet Paşa’nın 19 Mayıs Nutkundan birkaç gün sonra görev yeri olan Erdek’te gözaltına alınmıştı. Gözaltına alma sırasında bölük odası ve evi aranmış, daha sonra İstanbul Merkez Komutanlığına götürülerek 13 Haziran 1944 günü Askeri Tutuk ve Cezaevi’nin hücresine kapatılmıştır. Burada beş ay tutuklu kalan Türkeş, rahatsızlığı sebebiyle Haydarpaşa Askeri Hastanesi’ne nakledildi ve bir ay süreyle tedavi gördü. Daha sonra sıkıyönetim komutanlığının baskısıyla hastaneden alınarak tekrar Tophane’deki hücresine konuldu. Hücreye döndükten birkaç gün sonra Emniyet Müdürlüğü olarak kullanılan Sansaryan Han’a götürülerek sorgulanmaya başlandı.

 

Davada toplam 23 sanık yargılanmıştır.

İstanbul Tophane Askeri Hapishane ’sinde bulunan asker sanıklar;

Dr. Yüzbaşı Hasan Ferit Cansever

[16:24, 03.05.2020] Coşkun Bolat: Dr. üsteğmen Fethi Tevetoğlu

Piyade üsteğmen Alparslan Türkeş

Piyade Teğmen Nurullah Barıman

Topçu Asteğmen Zeki Özgür(Sofuoğlu)

Ulaştırma Asteğmen Fazıl Hisarcıklı

 

Aynı cezaevinde bulunan sivil sanıklar;

Nihal Atsız -Edebiyat Öğretmeni

 Hüseyin Namık Orkun -Tarih Öğretmeni

 Nejdet Sancar- Edebiyat Öğretmeni

 Saim Bayrak -Temyiz Mahkemesi Evrak Memuru

İsmet Rasin Tümtürk- İstanbul Belediyesi Murakıbı

Cihat Savaşfer -Y.Mühendis Mektebi Öğrencisi

 Muzaffer Eriş ” ” ”

Fehiman Altan ” ” ”

Yusuf Kadıgil- Lise Öğrencisi

 Cebbar Şenel -Adana Adliyesi’nde Hâkim Adayı

 

Sansaryan Han’da bulunan Emniyet Müdürlüğü hücrelerinde bulunan sivil sanıklar;

Zeki Velidi Togan- Türk Tarihi Profesörü

 Orhan Şaik Gökyay -Ankara Konservatuarı Direktörü

 Hikmet Tanyu- İçişleri Bakanlığında Memur

 Reha Oğuz Türkkan- İ.Ü. Doktora Öğrencisi

 Hamza Sadi Özbek- Aydın Maliye Tahsilat Şefi

 Cemal Oğuz Öcal- Gazi Eğitim Enstitüsü Öğrencisi

 Said Bilgiç -Ankara Adliyesi’nde Hâkim Adayı

Aynı davadan sanık olarak Mehmet Külahlıoğlu ve Osman Yüksel Serdengeçti de bir süre tutuklu kalmışlardır. Yakın tarihimize “Tabutluklar” adı ile geçen, tavanlarında beş yüzer mumluk ampullerin yandığı işkence odalarına kapatıldı. Dönemin Emniyet Müdürü Ahmet Demir ve Savcı Kazım Alöç tarafından Nihal Atsız’a yazmış olduğu mektuplar yüzünden sorguya çekildi. Hükümeti devirmek amacıyla ihtilal hazırlığı yapmakla suçlandı. Suçlamaları kabul etmeyen Türkeş’in sorgulama sırasındaki ifadeleri ibret vericidir. Türkeş anılarında konuyu şöyle izah etmektedir; “Biz, milliyetçiyiz.

 

Biz bütün Türklerin, dünyada yaşayan Türklerin mutlu olmasını istiyoruz, esaretten kurtulmasını istiyoruz. Yani bu fikir, eğer Turancılıksa; bu fikri taşıyoruz. Biz komünizme karşıyız. Komünizm ideolojisi, beğenmediğimiz bir siyasi ve iktisadi görüştür. Biz milliyetçi yazılar yazmayı, memlekete hizmet kabul ettik. Onun için, Orkun dergisine yazı gönderdim. Nihal Atsız Bey’le zaman zaman memleket meseleleri üzerine mektuplaştık.” Alpaslan Türkeş, anılarında kendisine yapılan işkenceler hususunda ise şunları söylemektedir; “Acımasızca parmaklarımdan birini yakalayıp, tırnağımı çektiler.

 

Aslında, ben o görevlilere acıyordum. Yönetim, bizi faşistlikle suçluyor ama tüm faşizan yöntemleri kendileri kullanıyordu. İçimden bu da geçer yahu, diyordum. Memurların gözü bir şey görmüyordu” . Turancılık davası, 7 Eylül 1944 günü başladı. Duruşma açıldığında, sıkıyönetim komutanlığının son tahkikat kararı, Savcı Kazım Alöç tarafından okundu. Kararın başlangıcında yer alan “vatana ihanetleri sabit olanlar…” ibaresi sanıkları daha yargılamadan suçlu ilan ediyordu. Esasında bu üslup, İsmet Paşa’nın 19 Mayıs Nutkunun bir taklidinden başka bir şey değildi. Muhakeme sırasında Türkçüler kendilerine yapılan işkencelerden bahsetmişler, rasizm’i (ırkçılık) raşitizm (çocuk hastalığı) olarak telaffuz eden savcı sanıkların ifadelerini mahkeme zabıtlarına geçirtmemiş, itirazları yapanlar ya azarlanmış ya da dışarı atılmıştır. Türk ülkesinde, Türk mahkemelerinde, suçları Türkçülük olanları cezalandırabilmek için çok değişik oyunlar oynanmıştır.

 

İşkence iddialarıyla ilgili olarak Savcı Kazım Alöç’ün şu ifadeleri işkencelerin yapıldığını doğrular mahiyettedir : “Biz bunları huzurunuza vatan hainleri, caniler ve katiller olarak getirdik. Bunları Pera Palas Oteli’nde yatıracak değildik. Onlar müstahak oldukları muameleyi görmüşlerdir. Elbette onlara her nevi zulüm yapılmış ve yapılacaktır”.

Bu tutukluluk süresinde Nihal Atsız ve beraberindekiler, Tabutluk ismi verilen, tek kişinin zorla sığabileceği, lağım sularının sızdığı hücrede işkenceler görmüş ve aç bırakılmıştır. Akıl almaz işkenceler yapılmıştır.

Muhakeme sırasında Alparslan Türkeş ile Mahkeme başkanı arasında cereyan “Türk Birliği” konusundaki tartışma sırasında Türkeş’in geleceğe matuf şu ifade ve tespitleri oldukça dikkat çekicidir; ” ..mesela, 1917’de olduğu gibi 1965’te veya 1990’da da Rusya’da bir ihtilal zuhur edebilir. O zamana kadar Türkiye harp endüstrisi bakımından da, ilim ve irfan bakımından da ilerlemiş bulunur ve Türkiye’nin de yardımı ile bu birliğe doğru yürünebilir…”

1 Nolu Sıkıyönetim Mahkemesinde, 7 Eylül 1944 ile 29 Mart 1945 tarihleri arasında 65 oturum devam eden yargılama sonunda Zeki Velidi Togan, Hüseyin Nihal Atsız, Alparslan Türkeş, Reha Oğuz Türkkan, Cihat Savaş Fer, Nurullah Barıman, Fethi Tevetoğlu, Nejdet Sançar, Cebbar Şenel ve Cemal Oğuz Öcal çeşitli cezalara çarptırıldılar. 26 Ekim 1945'e kadar tutuklu kalmışlardır. Milliyetçiler muhtelif hapis ve sürgün cezalarına mahkûm olmuşlardır. Davada on üç sanık beraat etti. On sanık ise on yıla kadar çeşitli hapis cezaları aldılar. 148. maddeye muhalefet ile yargılanan Alparslan Türkeş ise 9 ay 10 gün hapse mahkûm olmuştur. Verilen bu karar temyiz edilmiş ve askeri temyiz mahkemesi bu mahkûmiyet kararlarını esastan ve usulden bozarak 23 milliyetçinin telgraf ile 26 Ekim 1945 tarihinde tahliye edilmelerini sağlamıştır.

Temyiz edilen karar daha sonra 2 numaralı sıkıyönetim mahkemesince bozulur. Böylece Atsız 1,5 yıl tutuklu kaldıktan sonra 23 Ekim 1945 tarihinde tahliye edilir. Nihal Atsız Hoca, Askeri Temyiz Bozma kararında şu şekilde ifade verir.

“Kimseden haksız yere bir şey talep etmiyoruz. Atalarımızdan kalan mirasın mefahirimizin gömülü olduğu toprakların bizim olması ülküsünü kalbimizde taşıyoruz. Oraları unutmamak istiyoruz.

[16:25, 03.05.2020] Coşkun Bolat: Ben bunları şahsım için istemiyorum. Oralarda çiftlik veya apartman yapacak değilim. Milletim için düşündüğüm haklardan dolayı kimse bana vatan haini diyemez. Bu çirkin iftirayı iade etmeye de tenezzül etmiyorum. Kimin hain, kimin vatanperver olduğunu tarih tayin edecektir. Hatta etmiştir bile. “

Bilahare davaya 2 nolu Sıkıyönetim Mahkemesi’nde devam edilmiş ve neticede milliyetçilerin hepsi 31 Mart 1947 tarihinde beraat etmişlerdir. Okunması dört saat süren beraat kararında kanuni, fiili ve vicdani unsurların geniş bir şekilde tahlile tabi tutulduğu görülmektedir. Kararda, o günlerde komünizm faaliyetlerinin artmaya başlaması, Sabahattin Ali’nin Nihal Atsız aleyhine dava açması gibi sebeplerle heyecanlanan gençliğin komünistlere karşı duyulan kin ve nefreti izhar etmek istediği anlatılıyor “Bu nümayiş, milli bir ideolojinin milli olmayan bir ideolojiye karşı ifadesinden ibarettir” deniliyordu. Ancak bu kararı veren Ali Fuat Erden, Tümgeneral Kemal Alkan ve Tümgeneral İsmail Berkok hemen tayin edilmişlerdir.

 1944 yılı olayları ile ilgili olarak neticede şunlar söylenebilir; Türkiye’de, Kemalist milliyetçilik anlayışından farklı bir milliyetçilik anlayışının yeniden baş göstermeye başlaması 30’lu yıllara tesadüf eder. Bu yeni milliyetçilik anlayışı Türk ırkının tarihi sembollerine ve kan birliğine önem vermektedir. Bu tarz bir anlayış, faaliyetlerinin ve yayınlarının kısıtlı olmasına karşın daha açık ve şiddetli olarak 1939’da gündeme getirilmiştir. Atatürk’ün vefatından sonra kuvvetlenen ve yön değiştiren “tek parti”, “tek şef”, “tek millet” gibi kavramlar yeni bir anlayışa izin verecek türde değildi.

 Dönemin başbakanı Şükrü Saraçoğlu’nun konuşmasıyla başlayan olaylar zinciri, Nihal Atsız’ın mektuplarıyla devam etmiş, 3 Mayıs 1944 tarihli milliyetçilerin gösterisi ile sona ermiştir. İsmet İnönü’nün 19 Mayıs Nutku ile yeni çehreye bürünen ve çok farklı, maksatlı bir bakış açısıyla Turancılık Davası’na dönüşen hadiseler Cumhuriyet dönemi Türk siyasi tarihinde önemli bir nirengi noktası olmuştur. İsmet İnönü için olayların ilk ve önemli ismi durumunda olan Atsız, davanın Türkçülüğü yıkmayıp güçlendirdiğini, ancak İsmet İnönü’nün yıkıldığını söylemektedir. 3 Mayıs N. Atsız’a göre “Türkçülüğün gafletten ayrılışı can düşmanlarını tanıdığı dost sandığı hainleri ayırdığı” gündür.

Nejdet Sarcar’a göre “en hain düşman komünizme dikilme” günüdür. Bütün bu tepkiler ve yorumlar içinde ele aldığımız 1944 Türkçülük Davası aslında devlet politikası içinde incelenmelidir. Devletler, politikaları gereği zaman zaman milliyetçi akımları el altında tutmuş, desteklemiş ve hatta kullanmıştır. 1944 yılında bu tür bir davanın başlaması Rusya’nın baskıları ile yakından alakalıdır. Rusya karşısında tutunabilmek için aradığı desteği bulamayan Türk hükümeti, Alman karşıtı olduğunu göstermek için fırsat kollamıştır. Aranan bu fırsat Nihal Atsız’ın mektupları ile yakalanmıştır.

 19 Mayıs Nutku ile olayların büyümesine sebep olan İsmet İnönü’nün asıl amacı bütün dünyanın dikkatini Türkçülerin ve Turancıların nasıl ezildiklerine çekmek ve dış politikadaki çelişkili uygulamalarından dolayı ortaya çıkan hatalarını örtbas etme gayretinden ibarettir. İnönü’nün 1944 olayı karşısındaki tavrı ve sertliği ile Rusya’ya şirin görünebilme çabası içerisindeyken Rus yetkililerinin Türkçülerin ve Turancıların yargılanmalarını maskaraca bir oyun olarak görmeleri dönemin siyasi iktidarı adına büyük bir gaftır.

[16:25, 03.05.2020] Coşkun Bolat: Bu olay milliyetçilerin mağdur olmasıyla sonuçlanmış ancak bu mağduriyet milliyetçilere darbe olmamış, bilakis güçlendirmiş ve Türk milliyetçilerine “Kurtuluş Günü” adıyla bilinen, manası, prensipleri ve amacı belirli bir ülkü haline gelen kutlu bir gün kazandırmıştır.

3 Mayıs 1944 tarihli duruşmasından sonra yaşanan Ankara Nümayişini anmak amacıyla, ilk defa 3 Mayıs 1945 tarihinde Tophane Askerî hapishanesinde Nihal Atsız, Zeki Velidi Togan, Nejdet Sançar ve Reha Oğuz Türkkan başta olmak üzere 10 mahkûm tarafından örtüsüz bir masa etrafında toplanarak kutlanmıştır. . 3 Mayıs’ın mağdurlarından Alparslan Türkeş’te bu tarihin “Türkçüler Günü” adıyla kutlanmasını bizzat sağlamış ve bu geleneği hayatı boyunca devam ettirmiştir. Daha sonraki senelerde de devam eden toplantılar Türkçülük Günü (Bayramı) adını almıştır.

 

3 Mayıs Türk milliyetçilerinin, Türk milletinin varlık davasında çektikleri ıstırabın, elemin, gözyaşının ifadesidir.

 

3 Mayıs bir bayram değildir, zira kutlanacak olaylar yaşanmamıştır. 3 Mayıs, Türkçülük fikrinin eyleme dönüşme noktasıdır. Bu yüzden 3 Mayıs Türkçüler Günü’dür.

Türk milliyetçilerinin mücadele tarihine altın harflerle yazılan bu anlamlı günü kutluyor, Başbuğ Alparslan Türkeş ve Hüseyin. Nihal Atsız başta olmak üzere zorlu bir dönemde adını tarihe yazdıran bütün dava büyüklerimizi rahmet ve minnetle anıyorum. Ruhları şâd, mekânları cennet olsun.

 

”Türkçülük öyle şerefli bir bayraktır ki bu bayrağı vatanın her köşesinde durmadan dalgalandırmak her Türk’ün ilk ve milli vazifesidir.” (Mustafa Kemal Atatürk)

Ne Mutlu Türküm Diyene! (Mustafa Kemal Atatürk)

İnsanlık âleminin en şerefli bir ailesi Türk Milletidir. Dokuz Işık demek, Türk Ülküsü demektir.

Ülkücüler, insanlık âlemi içinde ne uşak olmayı, ne de başkalarını uşak olarak kullanmayı kabul etmeyen şerefli bir bayrağın taşıyıcısıdır.

Tanrı Türk’ü Korusun.

 

Kaynak:

 

1-Alparslan Türkeş – 1944 Milliyetçilik Olayı –Kamer Yayınları

2-Hüseyin Nihal Atsız, "3 Mayıs 1944", 3 Mayıs 1944, 50. Yılında Türkçülük Armağanı, İzmir 1994, s. 2.

3-Nejdet Sancar, "Türkçülük Günü", 3 Mayıs 1944, 50. Yılında Türkçülük Armağanı, İzmir 1994, s. 3.

4-Reha Oğuz Türkkan, Tabutluktan Gurbete, 3.bask. 1988.

5-Türkçüler Günü ve Türkeş, Aydınlar Ocağı –Mart, Nisan 1997 

 
İletişim E-Posta: - Telefon:


 
Yorumlar
*** Yorum Yaz
Bu yazıya hiç yorum yapılmamış, ilk yorumu siz yapın.

Diğer Yazıları

3 MAYIS 1944 TÜRKÇÜLÜK GÜNÜ OLAYLARI !
TÜRK’LERİN İSLAMİYETİ KABULÜ VE KÜLTÜREL GELİŞME (SON BÖLÜM )
TÜRK’LERİN İSLAMİYETİ KABULÜ VE KÜLTÜREL GELİŞME (8. BÖLÜM )
BERAT KANDİLİMİZ MÜBAREK OLSUN !
TÜRK’LERİN İSLAMİYETİ KABULÜ VE KÜLTÜREL GELİŞME (7. BÖLÜM )
TÜRK’LERİN İSLAMİYETİ KABULÜ VE KÜLTÜREL GELİŞME (6. BÖLÜM )
TÜRK’LERİN İSLAMİYETİ KABULÜ VE KÜLTÜREL GELİŞME (5. BÖLÜM )
TÜRK’LERİN İSLAMİYETİ KABULÜ VE KÜLTÜREL GELİŞME (4. BÖLÜM )
TÜRK BAYRAĞI
TÜRK’LERİN İSLAMİYETİ KABULÜ VE KÜLTÜREL GELİŞME (3.BÖLÜM ) Atabetü’l -Hakayık:
TÜRK’LERİN İSLAMİYETİ KABULÜ VE KÜLTÜREL GELİŞME (2.Bölüm)!
TÜRK’LERİN İSLAMİYETİ KABULÜ VE KÜLTÜREL GELİŞME !
ÇOK YAKINDA BENDE KÖŞE YAZILARIM İLE BURADAYIM ...
Diğer Yazarlar

KAOSTAN BESLENMEK !
DEVRİM MUCİZESİ
AHİRETİN VARLIĞINA İNANMAK !
SGK İLE İLGİLİ SORULARINIZI CEVAPLAMAK İÇİN BURADAYIM !
AŞIK OLDU MU İNSAN
2020 YILI VE SONRASI ÖNCEDEN BELLİYDİ..SADECE BİZLER YENİ FARK ETTİK
3 MAYIS 1944 TÜRKÇÜLÜK GÜNÜ OLAYLARI !
Ayşe Keşir Gazeteci Olsaymış…
VAKIF TOPRAĞI...
ZİHİNSEL SOYKIRIM !
www.bizimduzce.com
Ulusal Gazeteler
Yazarlar
Emir Şenol
ZİHİNSEL SOYKIRIM !
Türkiye ve dünya tarihine bakıldığında; ...
Şirvan YÜCEL
DEVRİM MUCİZESİ
Gerçek devrim mücizesi nedir? Bunu D&u...
Mustafa Duman
AHİRETİN VARLIĞINA İNANMAK !
Anne karnındaki bir çocuğun ağzı, göz&...
Ahmet Soyer Tekin
KAOSTAN BESLENMEK !
Geçtiğimiz günlerde ABD'de George Floy...
Hüseyin GÜÇ
SGK İLE İLGİLİ SORULARINIZI CEVAPLAMAK İÇİN BURADAYIM !
Kıymetli okuyucular öncelikle geçmiş&n...
Coşkun BOLAT
3 MAYIS 1944 TÜRKÇÜLÜK GÜNÜ OLAYLARI !
1944 yılında Nihal Atsız, devletin önemli kur...
Şerif Ali Karanfil
KORONO VİRÜSÜ !
Coronaviridae ailesinin Orthocoronavirinae alt ail...
İMPARATOR GÖKHAN (RADYO 81 )
2020 YILI VE SONRASI ÖNCEDEN BELLİYDİ..SADECE BİZLER YENİ FARK ETTİK
...
Şenay ÖZTÜRK
AŞIK OLDU MU İNSAN
Gör bak neler olur. Ay başka doğar. Kal...
ŞENGÜL AKYALÇIN
VAKIF TOPRAĞI...
Hüdhüd kuşu hakkında birçoğumuzun...
Atilla Gösterişli
Ayşe Keşir Gazeteci Olsaymış…
Ak parti Düzce Milletvekili Ayşe Keşir’in mecliste...
Hava Durumu ( Düzce )
Bugün
17°°C - 26°°C
Cumartesi
16°°C - 30°°C
Pazar
14°°C - 24°°C
Pazartesi
13°°C - 25°°C
Namaz Vakitleri ( Düzce )

İmsakGüneşÖğleİkindiAkşamYatsı

10 Haziran 2020 Çarşamba
Röportajlar
S PLAKA TOPLANTISI YAPILDI !
Düzce Ticaret ve Sanayi Odası 11. Meslek Grubu’nda yer alan Öğrenci ve Personel Taşımacılığı, Şehirler Arası Yolcu Taşımacılığı ve Şehir İ&ccedi...
»
»
»
Tarihte Bugün
1830 - Fransız?ların Cezayir?i işgali.
1962 - Cezayir'in istiklali
1938 - İskenderun'un kurtuluşu.
1756 - Büyük İstanbul Yangını
Kim Kimdir
Günün Sözü
Bilimin bulunmadığı yer, suyu olmayan kentte benzer?
(Hacı Bektaşı Veli)
Süper Lig
TakımlarOGBMAvPuan
Başakşehir FK261583053
Trabzonspor261583053
Galatasaray261484050
Sivasspor261475049
Beşiktaş261358044
Alanyaspor261277043
İstanbul Başakşehi211173040
Fenerbahçe261178040
Göztepe261079037
Gaziantep FK268810032
Denizlispor268711031
Antalyaspor267910030
Gençlerbirliği267712028
Kasımpaşa267514026
Konyaspor2651110026
Yeni Malatyaspor266713025
Çaykur Rizespor267415025
MKE Ankaragücü265813023
Arşiv Arama
Facebook
İnstengram

https://www.instagram.com/bizim_duzce_gazetesi/?hl=tr

Linkedin

https://www.linkedin.com/feed/

https://www.youtube.com/channel/UCBrYS8FDE1VcPmmwzQt42Ug
Anasayfa
Site Haritası
Sitenize Ekleyin
RSS Kaynağı
Hakkımızda
Sponsorlar
Sayfalar
Resmi İlan
Künyemiz
Facebook
Twitter
Bize Ulaşın
Copyright ©2013 - Tüm hakları saklı tutulmaktadır.
Bu sitede yayınlanan tüm resim, materyal ve içeriğin telif hakları tarafımızca saklı olup izinsiz alınıp kullanılamaz.
(42 Online) 0,17ms